msgbartop
Python programlama, Hikaye ve daha fazlasının yer aldığı Metehan'ın kişisel sitesi…
msgbarbottom

12 Tem 09 Ufoların Şafağı

”””50′ li yılların zannedersem ilk yarısıydı… Hayal meyal hatırlıyorum… Bahara doğru bir kış günüydü… Karlar daha erimemişti… Hevesli olduğumuz için traktörün vagonunda gidiyorduk. Bir cismin pike yaparak gittiğini gördüm… Kasabanın o zamanki nüfusu; 2000-3000 civarında bir şeydi. O zamanlar herkes birbirini tanırdı… Bulunduğumuz kara yolu daha tam bitmemişti(Sivas kara yolu)… Çarşıdaki ne kadar insan varsa bulunduğumuz yere -kara yoluna- doğru hücum ettiler. “Uçak düştü, Uçak düştü” diye. İşte bende çocuktum, oradan birine dedim ki, “Ağabey,” dedim, “böyle bir şey düştü ama,” dedim, “ancak böyle gördüm.”(Nasıl bir cisim olduğunu yaş itibari ile hatırlamıyor.) Ondan sonra gittiler, gezdiler, geldiler… Ondan sonra  bir iz var mı? yok mu? diye anlatan da olmadı… Çocuklukta insan bu şeyleri iyi takip edemez. Kasabanın kaymakamı da oraya kadar geldi. Birkaç kişi oraya doğru gitti, ama korkudan da çoğu yoldan öbür tarafa geçemedi(Yolun karşı tarafı, yani cismin düştüğü tahmin edilen yer, ağaçlık bir alanmış.). Ondan sonra birkaç kişi daha gitti, ama onlarda cesaret edemedi. Jandarmaya da haber verdiler, ama ne oldu bilmiyorum. Radyodan haberleri dinlediler, ama uçak vs. düştü diyen olmayınca olay unutuldu…”””

1950-55 Yozgat/Sorgun

UFOLARIN ŞAFAĞI

Güneş ışınları yeryüzüne dikey olarak yansıyordu. Arda, yatağından yeni kalkmış, birkaç saat sonra buluşacağı sevgilisi için banyoda süsleniyordu. Sakalını sinek kaydı tarzı kesmiş ve saçına şekil vermişti. Son işlem olarak parfümünü sıktı ve banyodan çıktı. Mutfağa geçip kahvaltısını etti. Dişlerini fırçalayıp çıkış kapısına yöneldi. Kapıyı açtığında posta kutusunda birkaç zarfa rastladı. Kutuyu açıp zarfları inceledi; kredi kartı faturası, telefon faturası ve Oğuz adlı kişiden bir mektup. Oğuz? Lise yıllarından arkadaşı olan Oğuz… En iyi arkadaşı Oğuz… Oğuz, üniversiteden mezun olduktan bir yıl sonra; yurt dışına çalışmaya gideceğini bildiren telefon konuşmasından sonra bir daha ortalıkta görülmemişti. Aradan yaklaşık on yıl geçmişti ve birden, gelen mektupla ortaya çıkmaya karar vermişti. Zarfı hızlı bir şekilde açtı. Kağıttaki yazı aceleyle yazılmış olmalıydı.

“Arda, ben Oğuz… Seninle en kısa zamanda görüşmeliyim. Takip edildiğim için bu mektubu bir aracı ile yolladım. Bu mektubun sana ulaştığı gün saat 15:30 da, beraber okuduğumuz lisenin bahçesinde ol! Konu hayati bir öneme sahip, lütfen orada olmaya çalış!”

Arda saatine baktı: 14:50. Oğuz’un buluşmak istediği saatte sevgilisiyle yemekte olacaktı. Eğer sevgilisiyle buluşmadan vazgeçip Oğuz ile buluşmaya giderse sevgilisi kendisiyle küser miydi? Kısa bir süre düşündü ve aradan on yıl geçtikten sonra aniden ortaya çıkan arkadaşıyla görüşmek ona daha cazip geldi. Sevgilisini aradı ve çok çok özür dileyerek acil bir işinin çıktığını belirtti. Sevgilisi darılsa da anlayışla karşıladı ve arkadaşıyla buluşmak için okuduğu liseye doğru yola çıktı. Lise, evine fazla uzak olmadığı için yavaş adımlarla, temiz hava alarak gitmeyi uygun gördü. Buluşma vaktinden on dakika önce okulun bahçesindeydi. Her an Oğuz’un ortaya çıkmasını bekleyerek seyrek adımlarla volta atmaya başladı. Arada saatine bakmayı da ihmal etmedi. Saat 15:30′u gösterdiğinde bahçe kapısından; vaktinden önce beyazlamaya başlamış saçıyla, yüzünde kırışıklıklar çıkmış, gözlüklü ve iş çantalı biri girdi. Yorgun yüz ifadesiyle Arda’ya doğru yaklaştı. Yan yana geldiklerinde Oğuz gülümsedi ve Arda’ya sarıldı. Arda’da karşılık verdi ve saatler kadar geçen birkaç saniyenin ardından sarılmaları bitti.

“Uzun zaman oldu Arda, değil mi?”

“On yıl ve iki ay… Evet, uzun zaman oldu…”

“Son telefon konuşmamızdan sonra seni bir daha aramadığım için çok özür dilerim. Ne kadar zor günler geçirdiğimi bilemezsin. Seni arayamazdım…”

“Mektubunda takip edildiğinden bahsetmişsin. Ne oldu, başın mı belada?”

“Hem evet, hem hayır… Bunun önemi yok. Sana anlatmam gereken şeyler var. Önce, görülmeyeceğimizden emin olacağımız bir yere gidelim.”

Arda’ya kendisini izlemesini söyledi ve etrafını inceleyerek kuytu bir yere kadar yürüdü. Tekrar etrafını inceledikten sonra devam etti:

“Uzaylılara inanır mısın?”

“Ne?!” Arda şaşkın bir yüz ifadesiyle Oğuz’a bakıyordu. “Ne uzaylısı?..”

“Şöyle anlatıyım… ABD’nin 51. bölge diye nitelendirdiği askeri bir bölge var biliyorsun değil mi?”

“Evet, ama…”

“Ufolar ve uzaylı yaratıklar… Yıllardır gerçek mi diye tartışılır ve ortaya kesin kanıt sunulamamıştır…”

“Evet, ama bizimle ne alakası olabilir ki? Yani, sen…” diye soran bakışlarla Oğuz’a bakıyordu, Arda.

“1952 yılında, Yozgat’ın Sorgun ilçesinde; bir grup insanın, pike yaparak giden bir cisim gördüklerine dair kaymakamlığa haber geldi. Gerekli yerlere haber verildi ve olayın yaşandığı yere intikal edildi. Pike yapan cisim, kara yolunun diğer tarafındaki ağaçlık alanın olduğu yerde gözden kaybolmuştu. Halk, korkudan ileriye gitmeye cesaret edemedi, ama Jandarma düşenin bir uçak olabileceği düşüncesiyle bölgeyi taramak zorundaydı. Nitekim, düşen cisim bulundu, ama uçakla hiçbir alakası olmayan bir araç, toprağa yaklaşık bir metre gömülmüş, ama parçalanmamıştı. Jandarma, hemen enkazın etrafını sardı ve bir kordon oluşturdu. Silahlar, her an çıkabilecek bir tehdide karşı enkaza çevrilmişti. Tabii üst makamlara durum bildirildi ve enkaz, özel olarak seçilen kişiler tarafından incelendi. Aracın içinden çıkan bedenler bir insana benziyordu, ama kesinlikle bir insana ait değillerdi. Bedenler taşındıktan sonra enkaz da gizli bir şekilde kaldırıldı ve olay yeri temizlendi. Bu yaşananları görmemesi gereken kişiler kısa aralıklarla ölmeye ve ortadan kaybolmaya başladı. Bölgedeki halka ise her şeyin normal olduğu söylendi, olayda kapandı.”

“Yani, o bedenler uzaylılara mı aitti?”

“Kesinlikle! Hemen hemen Roswell’de yaşanan olaylardan 5 yıl sonra gerçekleşmişti. Tabii ABD deki olay etrafa yayılmıştı. Çünkü olaya tanık olan insanlar çok kısa sürede bütün ülkeye bu olayı duyurmayı başardılar. Bizde ise cisim net olmayan bir şekilde görüldüğü için böyle şeyler yaşanmadı. O günden bu yana buldukları bedenlerde inceleme yapmışlar ve -ben görmedim- ama  olaydan sağ kalan uzaylılar olmuş.”

“İnanması çok güç… Böyle anlatınca heyecanlı oluyor, ama gerçekten inanmak çok güç… Anlamadığım şey ise bunları bana anlatman. Madem bu kadar gizliydi de neden beş yıl sonra ortaya çıkıp bana bunları anlatıyorsun?”

Oğuz, tam cevap vermek üzereyken, siyah takım elbiseli birkaç kişi görüş alanına girdi. Oğuz, onları fark edince irkildi ve ceplerini telaşla karıştırıp küçük bir anahtar çıkardı. Arda’ya uzattı ve hızlıca konuştu:

“Bu anahtar bir posta kutusuna ait. Üzerinde numarası yazıyor. Şimdi gitmeliyim. Yakalanmadan önce sende gitmelisin. Beni merak etme ve var gücünle kaç. Onlar benim peşimde… Unutma, her şeyin cevabı posta kutusunda.”

Arda, anahtar elinde; Oğuz’un telaşıyla var gücüyle koşmaya başladı. Oğuz ise takım elbiseli adamlara dönüp yaklaşmalarını bekledi. Arda’nın yeteri kadar uzaklaştığına karar verdiğinde aksi yönde koşmaya başladı…

*          *          *

Arda, nefesi kesilene kadar koştu. Soluklanmak üzere durduğunda Oğuz ile konuştukları yerden bayağı uzaklaşmıştı. Elindeki anahtara baktı ve kafası hızla çalışmaya başladı. Bir an önce posta kutusuna bakmalıydı… Oğuz’un amacının ne olduğunu çok merak ediyordu. Merakını gidermek için bir taksiye binip posta kutusunun bulunduğu adrese gitti.

Posta kutularıyla dolu binaya girdi ve anahtarın üzerinde yazan numaranın bulunduğu posta kutusunu bulmak için göz gezdirdi. Az ilerde yer alan 54 no’lu posta kutusunu gördü ve ilerledi. Kilidini açtı ve büyükçe sarı bir zarfı eline aldı. Zarf oldukça şişkindi ve üzerinde en ufak bir not bulunmuyordu. Arda, sarı zarfı ceketinin arasına koyup fazla dikkat çekmeden binadan çıktı.

Devam edecek… Hikayeyi devam ettirmek isteyen iletişime geçebilir…



Yorum Yapın


Benzer Yazılar

Benzer yazı yok